Anasayfa / Etkinlikler / Yazarlar / Cevheri Güven’in açıklaması

04 Ekim

Cevheri Güven’in açıklaması

Kişisel izlenim ve duygumu saklı tutuyor, Cevheri Güven’in açıklamasını, doğru gazetecilik gereği olarak aktarıyorum


Geçen P24 yazımda “Baykal kaseti” davasıyla ilgili olarak adı geçen Cevheri Güven, bir açıklama gönderdi. Bunu aktaracağım. Daha önce de, kendisinin kronos.news sitesinde yazdığı yazıdan haberdar edilmiştim, onu da duyurayım, zira orada da hâlihazırda kendisiyle ilgili olarak ortaya atılan iddialara karşı Güven’in iddiaları ve hikâyenin onun versiyonuyla sunuluşu var.

Aktaracağım açıklamayla ilgili tek şey söyleyeceğim: Güven benim iddialarımdan sözediyor, böyle bir şey yok; ben sadece ifadelerde ileri sürülenleri aktardım, olaya dair kişisel istihbaratım, ek bilgim falan yok. Yani şahsen doğruluğundan emin olarak ortaya sürdüğüm iddialar yok, aktardıklarım var. İddiamın varolduğu söylenebilecek tek konu, Güven’in Bal Tuzağı kitabıyla ilgili söylediklerim. Bunlar spekülatif, evet, ama açıklamayı yayımlarken aynı anda da cevap veriyor olmayayım, bu kadarını belirtmekle yetineyim.

Kişisel izlenim ve duygumu saklı tutuyor, Güven’in açıklamasını, doğru gazetecilik gereği olarak aktarıyorum:
 
“(…) P24'te Baykal kasetiyle ilgili yazınızda ismim defaatle geçiyor, bu sebeple size yazıyorum. 

‘Cemaat’ parantezi içinde hakkında iddiada bulunulan, suçlanan ya da yargılanan hiçkimseye ‘söz hakkı-cevap hakkı-karşı tarafın fikrini alma’ gibi gazeteciliğin en bilinen ilkelerinden hiçbirinin uygulanmaması ve bunun tüm Türkiye medyasında istisnasız benimsenmesi şu konjonktürde garibime gitmiyor ama sizin de bu kervana katılmanız şaşırttı beni doğrusu.

Yazınızı bugün okuyabildim. Yazınızı okumadan önce hakkımdaki iddialarla ilgili kronos.news'e bir açıklama göndermiştim. Yazınızı önceden okusaydım sizin iddialarınıza da orada cevap verme imkanım olurdu. 
Öncelikle kronos’taki açıklamamı okumanızı istiyorum.

Detaylı açıklamayı yazımda bulacaksınız.

Benim istediğim tek şey var. Adil yargılanabilmek ve bu kapsamda o geceki telefon dökümlerimin ve aradığım söylenen kişilerin telefon dökümlerinin mahkemeye sunulması. O zaman benim yazınızda iddia ettiğiniz biçimde Fatih Akkaya'yı aramadığım görülecektir. 

Bu dönem Goebbels dönemi. Kurgular ve yalanlarla ilerliyor. Dikkatli davranmanızı, özellikle Türkçe kaynaklı aramalarda google'dan ulaştığınız bilgilere güvnmemenizi öneririm. 

Mesela ‘Cevheri Güven kimdir’ diye yandaş medyada çıkan özgeçmişimden benim 5 yıl Uzan döneminde Star'da muhabirlik yaptığım ardından Fettah Tamince döneminde 5 yıl Star'da haber müdürlüğü yaptığım görülmeyecektir. Oysa bu benim meslek hayatımın yarısından fazlası. Sadece aktifhaber'de ve Nokta'da çalıştığım görülecektir. [ Burada yeralan, Yıldıray Oğur ile ilgili cümleyi, ait olmadığım bir tartışmanın ortayerinde kalmamak için çıkardım - ü.k. ]

Bal Tuzağı kitabı da böyle. Bu kitabı bir yılı aşkın zamanda yazabildim. Çünkü bu tip bel altı tuzaklarla ilgili Türkiye'de sonuçlanabilmiş dava neredeyse yok. Haliyle kitabın büyük bölümü dünyadan örneklerden oluştu ve çok sayıda yabancı kaynağı taramak zorunda kaldım. Kitabın özeti bu tip tuzaklarla kamuoyuna mal olmuş kişilerin hayatının karartıldığı ama tuzakları kuranların da umdukları sonuçları elde edemedikleriydi. 

Parantez açtığım bölümde ise Türkiye'deki islamcıların ‘namus ve ahlak’ propagandası yaparken yaşama biçimlerinin hiç de öyle olmadığıydı. 

Kitabın arka kapağından hakkımdaki hükmü vermiş olmanız haksızlık ve eksik gazetecilik. Kitabım belirttiğiniz gibi artık basılmıyor, eski bir kitap ama PDF'ini internetten bulabilirdiniz.  

Kitabın arka kapağından kurduğunuz tezin aksine benim ismim bu işe tam da bu kitabı yazdığım için bulaştırıldı. Yani kurguya elverişli bir malzemeydi Saray yargısı için. Yıllar öncesinden bu devri görememiş ve kurulacak tuzakları öngörememişim. Öngörseydim o kitabı yazmaktan vazgeçerdim herhalde. 

Kurguda kullandıkları ikinci nokta ise o gece Yener Dönmez'i aramış olmam. Kronos'taki açıklamamda geniş biçimde yazdım. Dönmez'i o gece gizli saklı değil sekreterime bağlatarak aradım (ki Ankaralı bir gazeteci olarak kendimden üst düzey titri olan herkese bunu yapmak durumundaydım) ve neden aradığımı da yazımda belirttim. 

Metacafe denen uluslararası bir siteye yüklenmiş, tüm milletvekillerine ve Ankara'daki onlarca gazeteciye gönderilmiş, o sırada Meclis'te elden ele herkesin izlediği bir görüntüyü sitelerine koymaları için onu bunu aradığımı iddia etmek bile başlı başına saçmalık. 

Bir kurgunun içine yerleştirildim. Yargılandığım 171 kişinin kim olduklarını bilmiyorum. Ama belli ki tamamı polis. Bu kişilerin bir tekini bile tanımadığımı peşinen söyleyebilirim. 

Yazınızdan benim bu suça bulaştığıma ilişkin açık kanaat belirttiğiniz görülüyor. Tezinizi de Fatih Akkaya'nın ifadesine ve benim o gece onu aradığıma dayandırmışsınız. 

Gazeteci olarak bunu ispat etmeniz gerekiyor. 

Avukatım tutuklu, parasını ödediğim iki avukat davalarımdan çekildi, yeni avukat tutacak param da yok, Baro'nun atadığı avukatan tek isteğim tüm telefon, HTS, dijital verilerimin ve aradığım söylenen kişilerin verilerinin mahkeme tarafından istenmesi olacak. Savcı nedense (!) böylesi bir çabaya girmemiş, beyanla yetinmiş. Oysa bu ifadelere inanıyorsa Akkaya'nın da benim de dökümlerimi koymalıydı dosyaya. 

Fatih Akkaya'yı aradığımı düşündüğünüze ve yazınızı buna dayandırdığınıza göre (…) sizden rica ediyorum, tüm gazetecilik gücünüzü kullanın ve benim o gece Fatih Akkaya'yı aradığımı ispat edin. 

Ben namusum, şerefim ve iki çocuğumun üzerine aramadığıma yemin ediyorum. Ama hakkımda üç şahit uydurup, üç ifade verdirmişler, hiçbir şey yapamam. Tıpkı hapisteki on binlerce insanın hiçbir şey yapamadığı gibi. 

Sitemim sadece size çünkü siz haysiyetli bir adamsınız. Ama benim haysiyetimle oynadınız. Bir mülteci olarak elimde haysiyetten başka birşey kalmamışken. (…)”
 
Açıklama böyle. Meraklısı, benim, aslında pek de fazla ayrıntı ve bilgi içermeyen sözkonusu yazımı veya konuyla ilgili haberleri okuyup hükme varabilir. Bu dönemde, iktidarın kapalı devre sisteminin içinde biryerlere ulaşma şansı hiçbir şekilde bulunmayan benim gibi birinin Baykal kaseti hikâyesinin ardındaki gerçekleri aydınlatabilmesi imkânsız. Bu yüzden, aslında bambaşka amaçla yazdığım yazıda diyeceğimi dedim, temelsiz suçlandığına inanan birinin açıklamasını da yayımladım. Müsaadenizle bu konuyu kendim için kapatayım.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?
?
?
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design