Anasayfa / Medya izleme / “Leyla’nın çağrısı”

31 Aralık

“Leyla’nın çağrısı”

Yılın son gününde medyada öne çıkan haberler Yeni Yaşam, Cumhuriyet ve Sözcü gazetelerinde yer aldı.

Yeni Yaşam gazetesi manşetinde HDP eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın, “Leyla’nın çağrısı” başlıklı yazısına yer verdi: “Baskı, tehdit, hile, tutuklama ve oyunlara; eşitsiz, adaletsiz seçim yarışına rağmen 67 milletvekiliyle parlamentoya girmeyi başarmış olan HDP’nin Hakkari milletvekili, aynı zamanda DTK’nin Eşbaşkanı Sayın Leyla Güven, 54 gündür açlık grevinde. Milletvekili seçilmesine rağmen Diyarbakır Cezaevi’nde siyasi rehine olarak yasa dışı bir şekilde tutulan Sayın Güven, son derece meşru ve haklı bir taleple bedenini açlığa yatırıyor. 2015 Nisan ayından bu yana sadece bir defa kardeşi ile görüşebilmiş, o günden beri de ne kendisinden ne de İmralı Adası’ndaki diğer tutsaklardan tek bir haber alınamamış olan Sayın Öcalan’a dair oldukça önemli bir çağrının öncülüğünü yapıyor Sayın Leyla Güven. Açlık grevi gibi, tamamen kişinin kendi iradesine bağlı bir sivil itaatsizlik eylemiyle, yaşamsal bir konuya dair hayatını ortaya koyan Sayın Güven’in tavrı her şeyden önce onurlu ve saygın bir tutumdur. Şu husus net olarak bilinmelidir ki, biz hiçbir arkadaşımızın yaşam hakkına zarar gelmesini asla istemeyiz. Tam tersine, arkadaşlarımız da dahil her insanın yaşam hakkını savunduğumuz için barış mücadelesi yürütüyoruz. Ancak bir insanı ne zorla açlık grevine sokabilirsiniz ne de zorla bıraktırabilirsiniz; bu etik olmaz. Arkadaşımızın yaşam hakkını savunmak ve korumak adına bize düşen şey, onun haklı talebinin arkasında en güçlü ve kararlı şekilde durarak bir an önce sonuç alınmasını sağlamaktır. Kaldı ki, ortaya konulan talep ne yasaya ne ahlaka ne de siyasete aykırıdır. Karşılanması ve gerçekleşmesi oldukça basit ve yasal olarak zorunlu olan bir taleptir. Sayın Güven her geçen gün ciddi bir riskle karşı karşıyayken bu talebin hak ettiği şekilde gündemleşmediği anlaşılıyor. Bunun nedeni, toplumun konuya olan duyarsızlığı değil elbette. Kürt halkı başta olmak üzere toplumun önemli bir kesiminin, Sayın Öcalan’ın barışçıl çözümlerdeki rolü ve misyonunu çok önemsediğini, kendisinden bu kadar uzun süre tek bir haber dahi alınamamış olmasının sağlığı ve güvenliği konusunda ciddi kaygı yarattığını yakından biliyoruz. Bu kadar önemli ve hayati bir konunun henüz ulusal ve uluslararası kamuoyunun gündemine girememiş olmasının nedeni hükümetin oldukça ağır baskısı, saldırıları ve ambargosudur. Öyle ki, bu gündeme dikkat çekmek isteyen 70-80 yaşındaki analar bile parti binaları yasa dışı bir şekilde basılarak gözaltına alınabiliyor. Temmuz 2015’ten bu yana kesintisiz devam eden olağanüstü boyutlardaki baskılar ve hukuksuzluklar toplumda genel bir geri çekilmeye, kaygılı ve korkulu bir yaklaşıma yol açtı. Medya, yargı, akademi, bürokrasi, siyaset üzerindeki bu kadar da olmaz dedirten baskılar toplumda biriken öfkeyi ve tepkiyi görünmez kıldı. En küçük bir demokratik tepki bile orantısız yargı-polis saldırısı ile bastırılmaya çalışılıyor. Erdoğan rejimi korku salma ve bu korkuyu sürdürülebilir kılma dışında ayakta kalamayacağını bildiğinden kesintisiz bir baskı politikası ile toplum adeta nefessiz, çaresiz bırakılmaya çalışılmaktadır. Faşizmin inşası ve kurumsallaşması başka türlü de mümkün değildir zaten. Şimdi böylesine zorlu koşullarda, olanakların yok denecek kadar az olduğu bir ortamda Sayın Güven’in çağrısı ve çığlığını gündemleştirmek mümkün değilmiş gibi düşünülebilir. Fakat durum tam tersidir kanımca. Sayın Leyla Güven, bu baskı koşullarının tam da odak noktasına, İmralı’ya, Sayın Öcalan’ın durumuna dikkatleri çekerek bu cendereden çıkışın da yolunu işaret ediyor. Yani Sayın Güven’in haklı talebinin gündemleşmesi için koşulların elverişli hale gelmesini beklemek yerine, bu talebin kendisinin bizatihi koşulları elverişli hale getirme mücadelesi olduğunun çok iyi anlaşılması ve anlatılması gerekiyor.”

“5 yıl sonra bir ihbar yetti”

Cumhuriyet gazetesi manşetinde, “5 yıl sonra bir ihbar yetti” başlıklı habere yer verdi. Haberde, “İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı’nın HSBC Bank Genel Müdürü Süleyman Selim Kervancı hakkında ‘Cumhurbaşkanına hararet’ suçundan soruşturma başlattığı öğrenildi. Soruşturmanın gerekçesi, Adolf Hitler’in son günlerini anlatan Çöküş filminin bir sahnesinin Gezi eylemlerine uyarlanmasına ilişkin bir videoyu twitter’da 2 Haziran 2013’te retweetlemesi oldu. Savcılığın talimatı üzerine Kervancı, ‘bir ihbar’ üzerine paylaşımdan 5 yıl sonra başlatılan soruşturma kapsamında emniyette şüpheli sıfatıyla ifade verdi. Kervancı, ‘Sayın Cumhurbaşkanımıza, makamına ve diğer kamu görevlilerine karşı hakaret kastım kesinlikle yoktur. İçeriğini hiç bilmediğim bir videoya istinaden hakkımda yürütülen bu soruşturma nedeniyle son derece mağdurum’ dedi. Soruşturmaya konu olan videonun Recep Tayyip Erdoğan’ın başbakan olduğu dönemde atılmasına rağmen soruşturmanın ‘Cumhurbaşkanına hakaretten’ açılması dikkat çekti. Hakaret kastının olmadığını söyleyen Kervancı, şunları anlattı: ‘Sayın Cumhurbaşkanımıza ve kamu görevlilerine hakaret kastımın kesinlikle söz konusu olamayacağını, şikâyete konu videoyu hiç izlemeden, içeriğini bilmeden retweet yaptığımı belirtmek isterim. Zira Ayşe Arman takip ettiğim bir yazardır. Kendisi, ‘Hitler’in Veda Busesi, Gezi Parkı protestolarının büyümesinden yakınıyor’ isimli videoyu ‘güzel, göz at, seveceksin’ notuyla paylaştığından, merak ederek ve daha sonra izlemek amacıyla, kayıtlı durması için herhangi bir yorum ilave etmeden ve görüş beyan etmeden retweet ettim. Nitekim o dönemde Gezi Parkı olayları yoğun bir şekilde devam etmekteydi ve videonun ‘Gezi Parkı protestolarının büyümesinden yakınıyor’ şeklindeki başlığı dikkatimi çekmişti. Ayşe Arman’ın paylaştığı bu videonun içeriğini, olaylara nasıl bir yorum getirildiğini merak etmiştim, ancak izlemeye fırsat bulamamıştım. Sonrasında da videoyu izleme fırsatım olmadı’” ifadeleri kullanıldı.

Sözcü gazetesi habere ön sayfasının altında, “HSBC Genel Müdürü Gezi paylaşımı için Cumhurbaşkanı’na hakaretten ifade verdi” başlığıyla yer ayırdı ve “Ünlü bankacı Selim Kervancı, 5 yıl önce Ayşe Arman’ın yayınladığı bir videoyu paylaştı. İhbar üzerine İstanbul Anadolu Başsavcılığı soruşturma başlattı. Kervancı kendini, ‘Videoda Cumhurbaşkanımıza ilişkin hiçbir ibare yok’ diye savundu” dedi.   

“Eğitimde kara yıl”

Cumhuriyet gazetesi ön sayfasının altındaki, “Eğitimde kara yıl” başlıklı haberinde, “2018 yılında tüm çocukların eğitim hakkından eşit koşullarda yararlanması için somut adımlar atılmadı, çocuk yaşta evlenmeyi özendiren düzenlemeler, çocuk işçi sorunu sürdü, çocuklara yönelik cinsel istismar ve şiddet olayları arttı. Özel öğretim desteklendi. Yoksul aile çocukları, kız çocukları, kırsal kesimde yaşayan çocuklar, eğitim hakkından eşit ve parasız yararlanamadı. Çocuklar tarikat yurtlarına mecbur bırakıldı. İmam hatip sayısı üçe katlandı. ‘Tek dini tek mezhep’ politikaları sürdü” ifadelerine yer verdi.

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design