Anasayfa / Yazarlar / Agamemnon zırhlısında biten ve başlayan…

09 Ocak

Agamemnon zırhlısında biten ve başlayan…

Milli mücadele sırasında basın Osmanlı hükümeti ile TBMM’ye paralel biçimde İstanbul ve Anadolu basını olarak iki ayrı hatta saf tutar


Mondros Ateşkes Antlaşması ile beraber Osmanlı İmparatorluğu fiilen sona erer.
 
Birinci Dünya Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan mütarekenâme (bırakışma belgesi) Osmanlı İmparatorluğu adına Bahriye Nâzırı Rauf Bey tarafından, Limni adasının Mondros Limanı'nda demirli Agamemnon zırhlısında 30 Ekim 1918 akşamı imzalanır.
 
Mondros Mütarekesi ile başlayıp Mudanya Mütarekesi ile sona eren bu döneme Mütareke  Dönemi diyoruz. Bu dönem ülke  İşgali ve Kurtuluş Savaşı’nı yaşar.
 
***
Bu dönemin hemen öncesinde Ahmet Emin Yalman ile Mehmet Asım Us, 1917 yılında Vakit gazetesini çıkarırlar.
 
1918 yılında Yunus Nadi Abalıoğlu Yeni Gün’ü, Necmettin Sadak, Falih Rıfkı Atay, Ali Naci Karacan ve Kazım Şinasi Dersan da Akşam gazetesini yayımlamaya başlarlar.
 
İleri gazetesi, 1919 yılında Celal Nuri İleri ve kardeşi Suphi İleri tarafından yayınlanır.
 
Ahmet Cevdet’in çıkardığı İkdam’ın başyazarlık görevini Yakup Kadri Karaosmanoğlu ve Falih Rıfkı Atay üstlenir.
 
Sedat Simavi Güleryüz’ü, Zekeriya ve Sabiha Sertel Büyük Mecmua’yı çıkarırlar.
 
Tanin’de Hüseyin Cahit Yalçın, Tasvir-i Efkâr’da Velit Ebüzziya yazılarını sürdürürken Ahmet Şükrü Esmer, Reşat Nuri Güntekin, Halide Edip Adıvar, Ruşen Eşref Günaydın, Hakkı Tarık Us, Peyami Safa, Ethem İzzet Benice gibi genç yazarlar da günlük basında seslerini duyurmaya başlarlar.
 
1910’lu yıllarda kendi gazetelerini kurarak seslerini duyuran bu  gazeteciler, Cumhuriyet döneminin yaklaşık 1960’lara kadar süren kesitine imzalarını atan önemli bir kuşağın temsilcileridir.
 
Ayrıca Kurtuluş mücadelesi başlayınca, Ankara’daki millî güçleri destekleyenler de yine bu gazeteciler olur.
 
Bir başka özellikleri de  “edebiyatçı gazeteciler”i oluşturmalarıdır…
 
***
Ne var ki genç kuşak gazetecilerin söz sahibi olduğu İstanbul basını, 1. Dünya Savaşı’nın kaybedilmesinden sonra güç duruma düşer. Hükümet birbiri ardına sansür kararnameleri yayınlamaya başlar.
 
1919 Şubatında çıkarılan kararnameyle her türlü yazılı kâğıdın askerî yönetimden ya da sansür kurulundan özel izin alınmadan basılması kesinlikle yasaklanır.
 
16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgalinden sonra sansüre işgal kuvvetleri de katılır.
 
Baskı katlanarak artar.
 
Bu durum bu toprakların kötü kaderidir. Hem de hiç bitmeyen…
 
***
Yakın tarihimizde "Mütareke Dönemi (1918-1922)" olarak adlandırılan buhranlı devrenin başlangıcı çok kısa süren bir umutla karşılanır.
 
Bu yalancı bir bahardır.
 
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasıyla birlikte genellikle iyimser bir hava yaratılmaya çalışılır. Gerçekler saklanır.
 
Mütareke'nin imzalanmasıyla birlikte "artık savaşın sona erdiği, seferberliğe son verileceği, herkesin işiyle meşgul olacağı, devletin istiklali ve saltanatın hukuku ile milletin izzet-i nefsinin tamamıyla kurtarıldığı" yönündeki söylemlere rastlanır.
 
Acılı ve yorgun halka umut veren bir söylemdir bu.
 
Ancak, Mütareke hükümleri öne sürülerek ülkenin pek çok bölümünün işgal edilmesi, beklentileri ve umudu yok eder. Gerçeğin, söylendiği gibi olmadığı ortaya çıkar.
 
***
Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan Misak-ı Millî Beyannamesinin birinci maddesinin, 30 Ekim 1918 tarihli anlaşmanın çizdiği hudutlar dahilinde, dinen, ırkan ve emelen müttehit [birleşik] Osmanlı İslam ekseriyetiyle meskûn bulunan aksamın tamamı, fiilen ve hükmen gayrı kabil-i tecezzi bir küldür [bölünmez bir bütündür] sözleriyle Mondros Mütarekenamesine gönderme yapılarak Millî Mücadele'nin hedefi tanımlanır.
 
Artık  ulusal direniş başlamıştır.
 
***
1918–1923 yıllarını kapsayan bu dönemde, merkezi İstanbul’da olan Osmanlı Hükümeti’ne karşı Ankara’yı merkez edinen Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti oluşur.
 
Osmanlı hükümeti işgal kuvvetleriyle iş birliği yaparken Ankara hükümeti ise ülkenin bağımsızlığı için Kurtuluş Savaşı’nı yürütür.
 
Basın da bu duruma paralel olarak İstanbul basını ve Anadolu basını olarak iki ayrı hatta saf tutar.
 
***
Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin kurulmasıyla birlikte tartışılmaya başlanan Amerikan mandacılığı; İngiltere'nin doğrudan veya dolaylı yönetimi altında saltanatın sürdürülebileceğini, Osmanlılık'ın, istiklalin terki pahasına da olsa İngiliz koruması altında yaşatılması gerektiğini iddia eden İngiliz himayeciliği siyaset gündemine girer. İzmir'in işgalinden sonra mandacılığa, himayeciliğe karşı millî kurtuluş düşüncesi güçlenerek gürbüzleşir.
 
Gazeteler ve gazeteciler bu akımlar etrafında saflaşır.
 
***
Ali Kemal, Refi Cevat Ulunay, Sait Molla, Mustafa Sabri Efendi, Mehmet Asım gibi gazeteci ve yazarların, Millî Mücadele'nin verilmesine karşı olan tavırlarını ortaya koydukları basına daha sonradan “mütareke basını” adı verilir.
 
Ansiklopediler “mütareke basını”nı şöyle tanımlar :
 
“Bu isimler Damat Ferit Paşa'nın İngiltere ile dostane işbirliğini savunan Hürriyet ve İtilaf Fırkası politikalarını destekler, Türk milleti kavramına antipati duyar, onun yerine Osmanlı halkları fikrinin devam ettirilebileceğini savunur. Türk milletini Anadolu'da yaşayan sadece tarım ve hayvancılıkla uğraşan, tahsili ve bir zanaati olmayan köylüler olarak tanımlayarak bu insanların Düvel-i Muzzama karşısında varlık gösteremeyeceğini, bu yüzden büyük devletlerle Mondros Mütarekesi çerçevesinde sürdürülen dostane ilişkilerin doğruluğunu savunurlar.”
 
***
Mütareke döneminde millî mücadeleye karşı olan gazeteciler Cumhuriyet kurulduktan sonra sürgün edilirler.
 
"Yüzellilikler", Kurtuluş Savaşı sonrasında yönetimin, düşman ve işbirlikçi ilan edip sürgün ettiği 150 muhalife verilen isimdir.
 
***
“Mütareke basını” toplumun hafızasına lanetli bir kavram olarak yerleşir.
 
Yenilmiş, parçalanmış, işgale uğramış bir toplumun onurlu mücadelesine  karşı çıkanlara duyulan haklı öfke ne yazık ki daha sonra bağlamından koparılır.
 
Siyasi iktidarlar çok uzun yıllar muhaliflerini bu lanetli kavramla etiketlemeye çalışırlar.
 
Neredeyse her renkten, her görüşten, her inançtan iktidar kendini “Kurtuluş Savaşı”  ile özdeşleştirirken, muhalif basını “işbirlikçi” olarak ilan etmeye özen gösterir.
 
Haklı bir öfke haksız saldırılara malzeme  yapılır.
 

Paylaş

Twitterda Paylaş Facebookda Paylaş Google Plusda Paylaş
?

P24’E BAĞLAN

Güncel bilgilerilerden /duyurulardan haberdar olmak için mail listemize kayıt olun.

Powered by PXLDeN Design